abd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim, 2021

Kajillionaire

bir filmin kötü olmasından daha kötü bir şey varsa o da herhalde komedi diye açılan filmin komedi filmi olmamasıdır. komik olmaması problem değil. ben gülmesem de başkası gülebilir. ancak komedi olmaması herhalde daha büyük problem. bu da öyle filmdi.

kajillionaire, izlerken epey sıkıldığım bir film oldu. çekirdek bir ailenin anormal geçim problemi anlatıyor. bol bol aile draması var. ilgi gösterilmeyen çocuk. bir honey bile dememişler. çocuk değil adeta anne ve babanın iş arkadaşı. aile neden o durumda hiçbir fikrim yok. filmde o kadar havada duran konu var ki insan haliyle filme bir mana veremiyor. melanie keza neden birden aileye katılıyor onu da anlamadım.

özetle birçok şeyi anlamadığım film oldu. belki bir alt metin vardır filmde ama çok sanmıyorum. kötü film.

17 Mayıs, 2020

The Revenant


türkçesi diriliş. inarritu'nun 2016 yapımı oscar ödüllü filmi. izleyeli epey oldu ama hakkında pek bir şey yazmamısım. 

uzun süredir izlemek istediğim filmdi. 2016 yılına ait ve uzun süredir izlemek istediğim filmi birkaç ay önce izleyebildim. bu kadar zamandır merak ettiğim bir şeyi yapmama engel olan durum nedir hiç bilmiyorum.

leonardo dicaprio'nun şeytanın bacağını kırdıgı film; en iyi erkek ödülü oscar'ı dicaprio'ya gitmis. aklımda kalan bununla beraber filmde dicaprio'nun canlandırdıgı hugh grass karakterinin ölmemesi aklıma geliyor. karda kışta nehire giriyor, ıslak ıslak yola devam etmeler, ayıyla boğuşmalar, yaralanmalara rağmen hayatta kalmalar... kırık bacakla yola devam etmek gibi türlü türlü saçmalıklar var. açıkçası filmden geriye kalan bunlar oldu bir de muhtemeşem doğa. filmi izlerken üşüdüm. 

filmde muazzam görüntüler var, oyunculuklar da harika ama hikaye biraz problemli. en azında hikayeyi ele alış biçimi mi denir artık her neyse o problemli... izlediğimde bu kadar da olmamalı dediğim çok sahne oldu. bacagı kırıldı tamam bitti artık herhalde biri gelir kurtarır diye düşünürken hugh glass anlam veremediğim şekilde dağ tepe, su, buz demeden yoluna devam etti. bu da bendeki gerçekçilik hissini ortadan kaldırdı. bu yüzden vasat bir film oldugunu düşünüyorum. dicaprio ödülü hak etmiş tabii ama genel itibariyle abartılmış, vasat bir film oldugunu düşünüyorum. tom hardy bile geride kalmıs dicaprio'nun oyunculugunun yanında. öyle bir sırtlama söz konusu. dicaprio'nun oyunculugu olmasa vasatın da altında altında film olabilirmiş.

09 Nisan, 2020

Cast Away


başrolde tom hanks oynuyor. film, 2000 yapımı hayatta kalma temalı... seviyorum bu tip konuları. uyku öncesi güzel gidiyor. uyku bastırsa bile filmden dolayı dağılabiliyor uyku. 

filmin ilk 15-20 dakikası epey sıktı beni. konusunu bildiğimden dolayı sabrettim biraz daha sonra malum olayı yaşandı zaten. yalnız ilk 15-20 dakikasında gürültü patırtı, yüksek tondan konusmalar epey kulak tırmaladı. bu tür sahneler beni bayagı rahatsız ediyor. neyse ki çabuk bitti. 

tabii böyle hayatta kalma mücadeleleri bana bayagı ütopik gelir. hemen kendimi filmdeki karakteri yerine koyarım. bir yerim yaralansa kesin mikrop kapar, iltihap olur, yiyecek bulamam, el becerisinden sınıfta kalırım vs gibi düşünceler kafamda dolanır durur. ama diğer taraftan düşününce yapacak bir şey yok, hayatta kalmak zorundasın ve bu yüzden daha önce günlük hayatında beceremediklerini yapmak zorundasın. 

filmdeki ürün yerleştirmeler bayagı kör göze parmak seklinde. markalara ve abd filmlerinden alıskın oldugumuz için çok fazla göz kanatmıyor ama benzer işler türk yapımlarında oldugunda rahatsız edici olabiliyor. tabii su ana kadar cast away'de oldugu gibi reklam hiçbir türk filminde görmedim. cem yılmaz benzer işlere giriştiğinde bile küçük de olsa eleştiri almıstı. okudugum bazı yorumlarda da; türk izleyiciler tarafından yapılan yorumlarda bu reklamların begenilmediğini gördüm. açıkçası çok takıldıgım mevzu değil.

yer yer sıkıcı buldugum kısımlar olsa da seviğim film oldu. tom hanks'in oyunculugu muazzamdı. spoiler olabilir, ateş yaktıgı sahnede kendi kendine bağırışı, sevinci filmin en etkliyeci sahneseydi. 

29 Şubat, 2020

Warm Bodies


filmi izeyeli herhalde iki üç ay olmuştur ama buraya herhangi bir şey yazmamışım. vakit bulamamak, tembellik, plansızlık olunca insanın kendisine bir nevi görev tanımladıgı işleri yapamıyor. buraya izlediğim, okudugum şeyler hakkında ufak tefek not düşmek için açmıştım. geç olsa da aklımda kalan kadar bir şeyler yazmak istiyorum. 

filmi izleme listesine almışım ama neden almış hiçbir fikrim yok. herhalde birisinin tweetinden ya da bir listede görüp ilgimi çekmiş olmalı. fantastik konular çok ilgimi çekmese de izledim. daha hayatında içinden, gerçek hikayeleri izlemeyi seviyorum. zombi ve insan aşkını izlemek biraz sıktı diyebilirim. filmde bir akıcılık var aslında ama bütüne bakınca film basit kalmış. konu da ilgimi çekmeyince, film zaman geçirmekten öteye gidemedi. fantastik işler sevenler kuşkusuz seveceklerdir çünkü filmin temposu düşmeden ilerliyor. her ne kadar basit film olsa da akıcılık var. ama benim göre bu işlere merakı olmayanlar sıkılma ihtimali yüksek.

31 Aralık, 2019

Away We Go


herhalde filmi tek kelimeyle anlatmak istesem sakinlik olurdu. sıcak film. ne yapacağını, geleceğini nasıl şekillendireceğini bilemeyen otuzlu yaslarının ortasında bir çiftin ne yapmak istediklerinin hikayesi. bir de bebek bekliyorlar. onunla ilgili hayalleri, düşünceleri olan belirsizlik içinde bir çift.

ne yapmak istediklerini, nerede yşamak istediklerini bulabilmek için şehir şehir geziyorlar. yanlarında, etraflarında birileri olsun istiyorlar. her gittikleri şehirde karsılastıktaları arkadasları, akrabaları onlar için hayal kırıklıgından öteye gidemiyor. şehir şehir gezdikten sonra yanlarında kendilerini bulmaları, birbirlerine sıgınmaları, yaşamak istedikleri evin ortamı filmin sakinliğine çok yakıstı. 

açıkçası biraz zor bitirdim filmi. filmin basrolundeki çiftle alakalı problem yoktu ama yanlarına gittikeri arkadaslarına tahammül edemedim. o sahneleri izlemek beni inanılmaz sıktı. bu yüzden filmi izlerken de biraz sıkıldım. 

genel olarak sevdiğim film oldu. izlemesi beni zorlayıp sevdiğim film nadir oluyor. bu da onlardan bir tanesi oldu. 

16 Ağustos, 2019

Imperial Dreams


kısa süreli izleyecek bir şey ararken buldum. konusu ilgimi çekince izledim. hapishaneden çıkan bir babanın oğluyla beraber hayata tutunma mücadelesi. konusunu gerçek hayattan, hayatın direkt içinden alan filmleri seviyorum.

film, sundance film festivalinde izleyici özel ödülü almış. kelebekler hakkında yazarken sundance'e ufak tefek değinmiştim. kuskusuz çok önemli ödül olsa da sundance'in bir filme ödül verirken gözettiği kriterlerin tatmin etmediğini yazmıştım. sundance için filmin güzel olması kadar bir hikayeyi ya da bir şeyi o hikayeyi bilmeyen birisine ulaştırmak, anlatmak önemli. bu minvalde kelebekler'in ödül aldıgı yazılıp, çizilmişti.

filme tekrar dönecek olursak, zaman geçirmek için güzel. dünyanın birçok coğrafyasında eski hayatı geride bırakıp yeni hayata başlamak zor. tası topragı altındır diyerek gidilen, gitmek için çekilişlere katılındıgı abd'nin içinde böyle hikayeler var. kuşkusuz garip bir ülke... insanı vezir ya da rezil edebilir. orada çok iyi şartlar da sağlayabilirsiniz çok kötü bir hayatın içinde de kendinizi bulabilirsiniz.

john boyega'nın oynadıgı bambi, doğuştan şanssız bir insan. amcasıyla, gettolarda çetelerle iç içe büyümek zorunda kalan birisi... hapishaneden çıktıktan sonra oğlu day ile birlikte daha iyi bir hayat kurmaya çalısıyor. hapishanede tutku haline gelen yazarlık peşinde koşuyor.

 sonu anlamsız bir şekilde bitiyor; son, izleyiciye bırakılan türden bir film de değil, sanki uutulmus, yanlıs yerden kesilmiş ya da kurgulanmıs gibi. final epey havada kalmış. genel olarak vasat film.

06 Haziran, 2019

Chernobyl


çok fazla dizi izlemeyi seven bir insan değilim. sebebi uzun soluklu olmaları. genelde dizileri bir, iki sezon takip edebiliyorum; sürekli aynı şeylerin tekrarını izliyor gibi hissediyorum kendimi. bir iki sezondan sonra diziden kopuyorum. bu yüzden mini diziler benim için biçilmiş kaftan oluyor. dizilerde eğip bükülmeden konu, olay anlatılıyor.

chernobyl'i sevme sebeplerimden bir tanesi mini dizi olması. belki uzun soluklu iş olsaydı bu kadar içine giremezdim dizinin.diziyi dün bitirdim. bana göre mükemmel dizi. olayın kendisi baslı basına ilgi çekici, anlatım da güzel olunca ortaya böylesine mükemmel bir iş çıkıyor. mükemmel diyorum ama chernobyl faciasını bildiğim kadarıyla mükemmel diyorum. ya da sovyetler hakkında çok fazla şey bilmediğim için mükemmel diyorum.

sovyet bürokrasinin, yönetiminin, kurumlarının eleştirisi, kimilerine göre karalamaları komünizm üzerinden oluyor. ancak pekala biliyoruz, komünist olmayan birçok ülke bu dünyaya facialar, insanlık krizleri yaşattı. bu yasanan facialar anlatılırken ya da sorgulanırken sistem üzeriden eleştiri yapılmıyor, sistem üzerine gidilmiyor. genellikle eleştiriler kişiler, partiler ya da devlet üzerinden oluyor. kavramların inşa edildiği düzene laf edildiğini göremiyoruz. bundan dolayı chernobyl dizisinde devletin inşa edildiği sistem üzerinden yapılan eleştiriyi haksızlık olarak düşünüyorum. bu eleştirilerin bilinçli olarak getirildiğini, anti komünizm tadında olduguna kısmen hak veriyorum. kuşkusuz sovyetlerin kendi içinde problemleri vardı ancak sovyetler'in komünizm ile alakası olmasa bile böyle bir olayın yaşnma ihtimali vardı, devlet adamları muhtemelen yine benzer şekilde hareket edecekti. bu tip facialarda yöneticilerin davranış biçimlerinin sistem ile alakalı oldugunu düşünmüyorum. çünkü irili, ufaklı komünist olmayan ülkelerinde yaşattıklarında da devletlerin benzer tepkiler verebildiğini görebiliyoruz.

dizi imdb üzerinde su anda 9.7 gibi puana sahip. 153 bin kişi oylamış. şu dakikadan sonra düşse bile en kötü ihtimalle 9'a düşer. bu da diziyi tüm zamanların en iyi yapımlarına arasında rahat sokabiliyor. dizinin bu kadar sevilme nedeni kuşkusuz hikayenin ilgi çekiciliği, gerçekliği ve anlatımın güzelliği.

diziye yapılan eleştiriler genellikle dili üzerinden. neden rusça değil, ingilizce. açıkçası dil beni çok fazla rahatsız etmedi. rusça olsa da ancak bu kadar dizinin içine dahil olabilirdim. diğer eleştiri de anti komünizm üzerinden. buna kısmen hak verebiliyorum. dizi tamamen bu amaçla mı yapıldı bilemiyorum. ama diziyi yaparken faydanılan kaynaklar ve dizideki bazı sahneler gereksiz sistem eleştirisi üzerine girmiş.

oyunculuklar, çekimler, resimler muazzam. sinemada, dizide gerçek hikayelerin anlatılmasını zaten çok seviyorum. her ne kadar yapılacak eleştirileri olsa da her yönüyle benim için çok iyi dizi.

03 Nisan, 2019

Rocky


sıkça televizyonda denk gelmeme rağmen hiçbir zaman oturup baştan sona izlememiştim. televizyonda da yarım yarım izleyince serinin tüm filmleri birbirine karışıyor. bu yüzden oturup baştan sona seriyi izlemeye karar verdim.

boks sevmem. savunma, tekme, tokat dahil genel olarak dövüş sporları bana hitap etmiyor. ancak buna rağmen rocky'i sevdim. spordan, bokstan öte varoluş mücadelesi, kendini hem hayata hem de kendine ispat etme mücadelesi var. bu mücadele rocky özelinde de değil. herkes arayış içinde adrian, paulie, mickey... herkes hayata tutunma içinde. türklerin kazanmasını almanların kazanmasına ya da kaybetmesine bağlamak gibi biraz. maçın sonunda rocky kazanınca etrafındaki herkes kazandı. ayrıca rocky-apollo maçında sylvester stallone'nin oyunculugu izlediğim en iyi performanslarından bir tanesiydi. muhteşemdi.

film genel olarak iyi olsa da sadece hikayede bir geçiştirme var gibiydi. rocky amatör, kendi çapında bir boksör. mickey, rocky'e dünya çapında yeteneği oldugunu söylüyor. amatör olsa da çok yetenekli. apollo'nun amatör bir boksörle maç yapmak istemesini anlamadım. çok kısa, bir cümleyle sebep belirtildi ve amatör boksör aranmaya baslandı. italyan aygırı lakabını sevdikleri için rocky ile maç yapmaya karar verdiler. bu kısım hızlıca geçiştirilmişti.

serinin tamamını izleyebilir miyim emin değilim zira devam filmlerini bir yerde bırakıyorum. izlemiyorum. ilk filmin muhteşemliği sonraki filmlerde ekseriyetle yakalanamıyor. rocky özelinde durum ne olacak merak ediyorum.

30 Mart, 2019

Idiocracy


mike judge'ın yazıp, yönettiği idiocracy, türkçeye ahmaklar olarak çevrilmiş. başrollerde luke wilson, maya rudolph, dax shepard oynuyor.

filmin ilgi çekici konusu var. biri asker, diğeri hayat kadını olan iki kişi, gizli proje için 1 yıl süreyle donduruluyor. amaç, orduda görev yapan kaliteli askerleri gelecekte de muhafaza etmek, onlardan faydalanabilmek. daha sonra tabii görev unutuluyor, bu iki insan 500 yıl sonra bambaşka dünyada tesadüfen uyanıyor. o dünyada yaşamaya baslıyor.

günümüzün popüler konusur endüstri 4.0. fütüristik dünya, robotlar, kaybedilen işler, yeni doğacak iş kolları birçok insanın ilgisini çekiyor. gelecek hakkında makaleler, kitaplar yazılıyor. bu bağlamda idiocracy geleceği biraz farklı ele alıyor. yüksek iq sahibi insanlar çocuk yaparken çok fazla parametreye takılırken, düşük iq sahibi insanlar pervasızca çocuk yapıyor. bu yüzden bir yere kadar gelişen dünyada zamanla ortalama iq giderek düşüyor ve dünya tamamen ahmakların yaşadıgı bir yere dönüşüyor. tabii buradaki dünya tasvirimiz abd. dünya öyle bir dönüşüm yaşıyor ki, 500 yıl öncesinden gelen vasıfsız bir asker olan joe, o dünyada çok çok basit bir testle en yüksek iq'lu insan olmayı basarıyor. daha sonra abd baskanı tarafından çağırılıyor ve ülkenin sorunlarını çözmesi için içişleri bakanı yapılıyor. ülkenin sorunlarından bir tanesi kuraklık. kuraklık tam olarak gerçek sorun değil. çünkü su olmasına rağmen su kullanılmıyor ülkede. su sadece tuvalette kullanılıyor. su yerine insanlar susuzlugu giderdiğini düşündükleri gatorade'i içiyor. tarlaları gatorade ile suluyorlar çünkü tarlaların suzuslugunu gidermek gerekiyor. su içmek isteyen joe garipseniyor. tuvalette kullanılan bir şeyin neden içildiğine anlam veremiyorlar.

film absürt, kara mizah örneği. kontrolsüz üremeye, bilim insanların zaman zaman gereksiz uğraşlarına göndermeler yapılıyor. teknoloji gelişse de toplumun giderek ahmaklaştıgına dem vuruluyor. senaryo olarak epey kötü olsa da vermek istediği mesajı izleyiciye aktarabiliyor. zaten sinema tekniğinden pek anlamayan şahsım için bu tip filmlerin anlatmak istediklerini iyi kötü vermesi yeterli. bu yüzden beğendiğim film oldu.

bir de dipnot olsun, filmi bitti zannedip kapatmamak lazım. credit sonrası ufak bir sahne daha var.

06 Şubat, 2019

Rear Window


1954 yapımı bir alfred hitchcock filmi. ayağı kırılan ünlü dergi fotoğrafçısı üzerinden bir cinayet hikayesi anlatılıyor. film tek mekanda geçiyor. çok fazla hareketlilik olmamasına rağmen içine çekmeyi başarıyor film. cinayeti kimin işlediğini bilsek bile gerilimi hissedebiliyoruz.

film kuşkusuz çok iyi ama gerilim türü filmler pek bana göre değil, ne kadar iyi olursa olsun izlerken bir yerde tıkanıyorum. çok fazla gerilim türünden film izlemeyi tercih etmiyorum. bu yüzden imdb top 250 listesini eritmek için izlediğim filmlerden bir tanesiydi

30 Aralık, 2018

Roma

 

beğenenen, beğenmeyen. bu ne şimdi diyen, hayatımın filmi bastım 10'u diyenleri okudum sürekli. epey merak ediyordum ama izlemeye fırsatım olmuyordu. aslında vakit yaratıyordum ama o vakit bu aralar kitap okumaya gidiyor. bu yüzden filmi izlemeyi sürekli erteledim. film, hem twitter'da hem de ekşi sözlük'te insanları ikiye ayırmış; gri alanı yok gibi duruyor. bu kadar kutup yaratacak bir film mi bilemedim.

alfonso cuaron, filmi tek başına üretmiş neredeyse; yönetmeni, senaristi, görüntü yönetmeni... hikayede kendi hikayesi. belki de bunun için filmde her şeye el atmış. film sevilir sevilmez ayrı ama müthiş titizlikle yapılmış. filmi sevdim ama hayatımın filmleri arasına girecek kadar değil. bununlar beraber kötü, vasat demek de bu filme hakarettir. zevkle oturdum izledim. siyah beyaz filmlerden epey sıkılan ben, hele hele bu film eski değil de yeni bir yapımsa filme adapte olamıyorum. izlerken zorlanıyorum. bu filmde öyle olmadı. harika sahneler var. mobilyacıda geçen sahne; öğrencilerin protestosu, doğum sahnesi; oradaki oyuncuların hastane çalışanlar olması, çocuklarla birlikte gidilen deniz; iki çocugun hayatını kurtaran cleo'nun bebeğini düşünüp ağlaması... mükemmeldi.

alfonso cuaron'un izlediğim üçüncü filmi. children of men, gravity ve roma, sıralama yapacak olsam children of men>roma>gravity olur herhalde. roma'yı bir daha izlesem belki birinci sıraya da gelebilir. çok keyif aldım aslında ama bir şey de eksik gibi kaldı. eksik kalan ne onu bilemiyorum.

13 Aralık, 2018

2001: A Space Odyssey


kült bir film izlerken bu kadar sıkılacağımı hiç düşünmezdim. daha önce de çok meşhur, kült olmasına rağmen izlerken sıkıldıgım filmler oldu ama 2001'i izlerken bambaşka bir boyuta geçtim. daha önce izlediğim kubrick filmlerini çok sevmiştim. favori yönetmenim olmasa da kubrick'i seviyorum ama 2001 boğdu beni. uzayın boşluğunu komple göğsümün içine doldurdular sanki.

filmi bitirdikten sonra, hemen yazılanları okumaya başladım ve yalnız olmadıgımı anladım. yapıldıgı yılın ötesinde oldugu kesin ama günümüzde izleyince içine girilemiyor sanırım. genel olarak bilimkurgu sevmemezlik gibi durumum olunca, filmi hiç sevemedim.

evrim, yapay zeka, bilimin ileride geleceği noktanın anlatılması, filmin yapıldıgı dönem itibariyle kubrick'in ne derece acayip bir adam oldugunun göstergesi. yapay zekanın triplere girip kontrolden çıkması, son yıllarda sıkça revaçta olan konu. daha önce kitaplarda, filmlerde türünün az örneği olan konular, bugün birçok insanın dilinde. yapay zekanın insanların elinden alacağı meslekler, yapay zekanın getireceği yeni fırsatlar... yazılan tezler, kitaplar, hikayeler. bu taraftan bakınca kuşkusuz bambaşka kafalar tarafından üretilmiş bir film. ama ben 2018 yılında sıkıldım o ayrı tabii...

09 Aralık, 2018

The Departed


filmi iki hafta önce izledim sanırım ama film hakkında bir şey yazamadım. merak ediyordum. uzun zamandır erteliyordum. izleyeyim artık dedim ama hüsran oldu tabii. belki de puanından dolayı beklentimi fazla yüksekldi. bilemiyorum. benzer temada daha iyileri var. neden bu kadar yüksek oy almış onu da pek anlamadım.

 imdb top 250 filmlerini izlemeye çalışıyorum. filmin bana en büyük katkısı listeden bir filmin daha eksilmesi oldu. film kesinlikle kötü değil ama o puanı hak edecek kadar iyi de değil. leonardo'yu severim. güzel, yakısıklı insan, iyi de oyuncu ama the departed bütün olarak çok da fazla tatmin etmedi.

28 Kasım, 2018

The Lion King


aslan kral. ormanların kralı. film bittikten sonra eksi'de bir şeyler okuyayım dedim, neredeyse herkesin sinemada izlediği ilk film özelliğini taşıyor. haliyle düzgün bir şeyler okuyamadım orada. daha önce filme birçok kez maruz kaldım ama baştan sona oturup izlememiştim. geçenlerde twitter'da 2019 yazında remarke edilmiş haliyle gösterileceğini görünce izlemek istedim. bir de süresi çok kısa. dizi uzunlugu kadar. kısa bir vakit ayırıp izledim.

animasyon pek sevmiyorum. en iyileri bile beni sıkıyor. bu yüzden çok fazla izlemiyorum. kült olan yapımları izlemeye çalısıyorum. the lion king bu işin nirvanası sanırım. çok popüler. popüler olması sebebi animasyonun güzel olması kadar insanların filmle olan hikayesiyle de ilintili. birçok kişinin çocuklugunda izlediği bir animasyon. bu yüzden duygusal bir tarafı var.

teknik, senaryo hakkında yorum yapacak değilim. izlemesi gayet keyifli. kedigillere olan sempatimden ötürü sevdim diyebilirim. remarke halini şimdiden çok merak ediyorum. ancak şu da var; eğer süresi uzun olsaydı muhtemelen sıkılırdım. bana göre süresi harika. fazla uzatmadan bitti. keşke her animasyonun süresi böyle olsa. çok daha rahat izlerdim.

26 Kasım, 2018

Big Night


1996 abd yapımı film. italya'dan abd'ye göçen primo ve secondo isimli iki kardeşin hikayesi. abd'ye göçen iki kardeş abd'de italyan restoranı açıyorlar. amaçları gerçek italyan mutfagını kaliteli, düzgün bir şekilde amerikalılar ile tanıştırmak. ama işler umdukları gibi gitmiyor. secondo'nun kendi bildiğinden taviz vermemesi, kardeşi primo'nun ticari düşünmeye başlaması iki kardeşin çatışmasına dönüşüyor. ağabey ile kardeşin yaşadıkları çatışma da bu tip ortak işlere girenlerin yaşadıgı türden; farklılıklar zaman zaman içinde çıkılmaz problemlere dönüşebiliyor. sanırım önemli olan bu noktada bir tarafın taviz vermesi. yoksa işle olan ilgili problem daha da büyüyüp dallanıyor.

izlemesi keyifli, iştah açıcı bir film. abd yapımı olsa da karakterlerin italyan olması, dilin zaman zaman italyancaya dönmesi, italyan mutfagı olması filmi bir yerde italyan da yapıyor.

11 Kasım, 2018

Bohemian Rhapsody


sinemada izlemeyi istediğim bir filmdi. filmden çıktıktan sonra iyi ki sinemada izledim dedim. görsel olarak harika bir filmidi. şarkılar zaten enfes. senaryoda sanırım bazı problemler varmış. aslında tam olarak problem değil, biyografi nitelikli bir film oldugundan bazı değişiklikler yapılmış. tabii queen ve freddie mercury tarihine hakim olmadıgım için filmi izlerken bunun farkında değildim. filmi izledikten sonra yapılan yorumlarda bu eleştirileri gördüm. imdb'de su an 75 bin civarında oy kullanılmış. filmin puanı 8.4. muhtemelen 8.2'ye iner o puan.

film queen grubun hikayesini freddie mercury özelinde anlatıyor. oyunculuklar muhteşem. rami malek harika oynamış. özellikle yardım amaçlı düzenlenen live aid konserindeki oyuncluluk mükemmeldi. filmden önce kosner kaydını izlememiştim. daha sonra konser kaydını izlediğimde o sahnelerin neredeyse birebir aynı olduguğu gördüm. oyunculuklar, sahne, dekor, şovlar... her şey neredeyse gerçekteki gibiydi. o kısım bana göre filmin en güzel anıydı.

kuşkusuz alanında yapılmış en iyi iş. böylesi özel bir gruba, böylesi özel bir sanatçıya yakışır bir iş çıkmış ortaya. her şeyiyle kült sıfatını hak eden bir film. tabii şöyle bir durum da var. bana göre film harika. queen'i seviyorum. şarkılarını dinliyorum. ama bu sevgi hayranlık boyutunda değil. ne grup hakkında ne de üyeleri hakkında detaylı bilgi sahibi değilim. bu yüzden film bana göre baştan sonra kusursuz gibi geliyor. elbette bazı kafada soru işareti kısımlar olmadı değil. ancak onlar filmdeki sürekliliği etkileyecek bir sonuç çıkarmıyor ortaya. eğer grup hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olsam belki filmi eleştirecek şeyler bulabilirdim. bu da filmin beklentimin altına düşürebilirdi.

06 Kasım, 2018

Full Metal Jacket


stanley kubrick filmi. 1987 yapımı. abd vietnam savaşını konu ediyor. savaş karşıtı bir film. er ryan'ı kurtamak'tan sonra izledim bu filmi. araya da  a wednesday'i sıkıştırdım ama o tabii facia bir filmdi. er ryan'ı kurtamak'tan sonra epey yorum okudum savaş karşıtlığı ile alakalı. o filmin savaş karşıtı oldugunu düşünmüyordum. tam tersine milliyetçi insanların duygularını hareketlendirdiğini düşünenlerdenim. full metal jacket'ı da biraz bu gözle izledim. er ryan kurtamak'ta insanlar bakın şu sahne, şu replik diyerek savaş kötüdür direyek alt metin okumaya çabalıyordu. full metal jacket öyle değil, alttan alttan net bir şekilde anti savaş filmi.

film, ilk yarısı diye nitelendirilebilecek kısımda acemi eğitim bölüğünü konu ediyor. askerlikte yemin edene kadar kimse asker değildir. ne oldugunuz belli değildir. öyle takılırsınız. usta askerlik için hazırlanırsınız. acemi asker eğitimi kısmındaki disiplin muazzamdı. söylenen marşlar, yürüyüşler, atış talimleri... acaba gerçekten o dönemler filmde anlatıldıgı gibi miydi merak ediyorum. gerçi sürekli askerlerin eğitim ya da kontrol anları gösterildiği için bu düşünceye kapılmış olabilirim. savaş zamanı, cepheye gidecek askerlere disiplinde taviz verilmemesi normal. belki askerlerin dinlenme zamanında neler yaptıkları gösterilse askeriye disiplininin o kadar da korkutucu olmadıgı anlaşılabilir. bu usta birleğinde çok belirgin gösteriliyor. askerler daha rahat hareket ediyor. ancak yine de disiplin yıpratıcı. eğer askerde kendinizi ezdirmeye müsade ederseniz ezilirsiniz. kimse acımaz. üzerinize gelirler. intihar eden askere yapılanlar çok da abartı değil. arkadaş grubundan da dışlanması, sürüklendiği psikoloji kimsenin umrunda değil.

filmin ikinci yarısında askerler birliklerine gönderiliyor; görevi ordu gazetesinde muhabirlik olan bir askerin hikayesini izliyoruz. savaş zamanı çok da kötü görev değil. savaşın psikolojisini ve cepheden gelen bilgilerin halk manipüle etmek için nasıl kullanıldıgını görebiliyoruz. yalan denilebilecek, çarpıtılmış, halkın duymak istediği haberler yapılıyor. demokrasi götürmek için savaşan abd askerlerinin yerel halka olan ilişkisi demokrasinin güzel bir paravan oldugunu gösteriyor.

03 Kasım, 2018

Saving Private Ryan


ertelediğim bir başka kült filmlerden. muhteşem ve uzun açılış sekansı, savaş sahneleri muazzam. bu konuda izlediğim en iyisi olabilir.

filmle ilgili iki eleştiri var. bu iki eleştiri de görüntülerden bağımsız aslında. savaş sahneleri herkes tarafından beğenilmiş. beğenmemek anormal olurdu. acayip bir şeydi. yapılan eleştiriler filmin propaganda olup olmadıgına yönelik. ben anti savaş propagandası olmadıgını düşünenlerdenim. filmde bariz bir amerikan propagandalıgı yapıldıgını düşünüyorum. ama bunu da yargılama ya da yadırgama gibi bir tutumda değilim. her ülke, sinemasını bu yönde kullanabilir.

filmin görüntüleri muhteşem olsa da bana göre yapıldıgını düşündüğüm propaganda, fazla amerikancılık, filmde hikayenin sarmaması filmi idare eder kategorisine soktu. hatta filmin sonlarına doğru biraz sıkıldım bile denebilir. bu da kuşkusuz hikayeden kaynaklı.

02 Kasım, 2018

The Bucket List


jack nicholson ve morgan freeman isimlerini aynı anda görmek aslında filmi izlemek için yeterli sebep. filmin iyi olacağına dair beklenti oluşuyor. bu ikili olmasa film bu kadar iyi olur muydu bilemiyorum.

ölmek üzere olan iki yaşlı adamın hayattan keyif almak için yaptıgı son atak. bir tarafta hayatı boyunca okuyan, araştıran kendisi geliştiren bir otomobil tamircisi. diğer yanda da kendini bildi bileli sürekli çalışan, para kazanan, ülkenin en itibarlı insanı. ikisini ortak noktada bulusturan ise kaçırılmış bir hayat. sanırım her insan bir şey peşinde koşuyor ve o koşulan şeyin ne oldugundan önemsiz hayat kaçıyor. hayatı keyif alarak yaşamak belki de en zoru. yapılan planlar. yapılmak istenen planlar. yarım kalanlar. bir ömüre gerçekten hayat sığdırmak zor.

film izledikten sonra birçok insan bucket list yapıyor sanırım ya da heves ediyor. bu listelerin akıbetini merak etmekle beraber anlık gaz oldugunu da düşünüyorum. böyle filmler etkileyici, hayatı sorgulatıyor ama hayatın gerçeklerini bir türlü pas geçemiyoruz. en azından ben geçemiyorum. şunu yapacağım, ölmeden dünya gözüyle şunu göreceğim... olmuyor. hep bir şeyler engel olarak karşıma çıkıyor. engeller yüzünden de zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorum. bu da zaman zaman geç kalmışlık hissini uyandırıyor insan hayallerinden de vazgeçiyor.

ilk yarısı biraz can sıkıcı olsa da sonrası gayet güzel. özellikle dünyanın en güzel kızını öp maddesi beni çok şaşırttı. o madde için aklım çok düz çalıştı. böyle bir güzellik beklemiyordum. karşılıksız iyilik yine beni şaşırtan sahnelerdendi. iyi film. güzel film.

25 Ekim, 2018

A Woman Under the Influence


psikolojik rahatsızlığı olan bir kadının hikayesi. onunla beraber eşinin ve çocuklarının da hikayesi. kadının bariz sorunları var. davranış problemleri. kalabalık ortamlarda, toplum içerisinde nasıl davranacağını bilmiyor. filmde de hastalığı hakkında bir şey söylenmediği için hastalıgı ne bilmiyoruz. kocasu durumu idare etmeye çalışıyor. karısı hakkında söylenenleri sürekli susturuyor. onun bir nevi tabiatının böyle oldugunu dile getiriyor. ama bir süre sonra işin içinden çıkamayınca eşini hastaneye yatırıyor. aradan geçen altı ay sonunda eşi taburcu oluyor ve eve dönüyor. tekrar hayatına devam etmeye çabalıyor. ama tabii öncesi sonrası hakkında hiçbir bilgi yok. kadın neden böyle oldu bilinmiyor. film başladı kadın hasta, devam etti hala hasta. kadının aile içindeki yaşamından bir kesit.

zor izlediğim bir film oldu. normalde bu tür hikayeleri, filmleri severim ama bir türlü filmin içerisine giremedim. bunun sebebi şu olabilir, zaman zaman filmin geçtiği kültüre kendimi aşırı yabancı hissediyorum. örneğin, kadın evde, çocukları göndermiş vakit geçiriyor. kocası iş arkadaşlarının eve davet ediyor, evde yiyecekler içecekler. kadının haberi yok. çat kapı. bir düzine erkek. normalde sorgulanacak bir durum olmamalı. kültür bu ama garip bir şekilde takılıyorum böyle durumlara ve filmden kopuyorum. filme tam olarak kendimi veremememin sebebi bu.

gena rowlands'ın oyunculuğu harika. filmi iyi yapan da onun oyunculuğu. filmi tek başına sırtlamış. oyunculuk vasat bile olsa film vasatın altında kalabilirmiş. zor izlediğim film olsa da izlediğim en ilginç filmleden bir tanesi oldu. bu yüzden genel olarak beğendim.